bir şehirde yaşamak mı, bir şehri yaşamak mı?

Lise yıllarımda İzmir’den İstanbul’a ilk kez geldiğim zaman en çok İstiklal Caddesi’nden etkilenmiştim. Caddede kaç sinema olduğunu tek tek saymış, Ferhan Şensoy’un SES Tiyatrosu’nu görünce çok heyecanlanmıştım. O yıllarda Cumhuriyet gazetesinin sağ alt köşesinde “Bilsak’ta Bugün” köşesi olurdu. İzmir’de yaşayan bir liseli genç olarak her gün programı okur, İstanbul’daki konserlere özenirdim. Daha sonra üniversite için İstanbul’a yerleştiğimde yaptığım ilk aktivitelerimden biri Bilsak 5. Kat‘ta Erkin Koray‘ı izlemek oldu. Aynı ayın içinde 2. Akbank Caz Festivali kapsamında Okay Temiz’in konserine gittiğimde ise İstanbul gözümde artık bir başka görünüyordu. 18 yaşında İstanbul benim için sinema, konser, tiyatro demekti ve ben doğru yerde olduğumun farkındaydım.

Şimdi geriye bakınca fark ediyorum ki o günlerde sadece İstanbul’da yaşamıyor aynı zamanda onu yaşıyormuşum. İkisi arasındaki fark şehirle kurduğumuz ilişkiyi daha net anlatıyor.

şehrin ruhu

Şehirler gözümüze dışarıdan cansız bina yığınları gibi görünebilirler. Oysaki antik Roma’da “genius loci” kavramı her şehrin derinliğinde gizli bir ruhtan bahseder. Savaşlar, aşklar, antlaşmalar ve yaşamın günlük ritmi taşına, sokağına, havasına siner. Gittiğim her yerde bu ruhun ve ritmin peşine düştüm. Böylece oralarla çok daha derin bir bağ kurabildim.

Şehir kelimesinin batı dillerindeki karşılığı “city” Latince “civitas”tan türemiş.
Civitas ise sadece binaları değil, birlikte yaşayan insanları ifade ediyor.

Şehirler bizim hikâyemizdir. Kimi zaman bir roman sayfası, bazen bir film sahnesi, bazen de çocukluğumuza ait bir fotoğraf.

Şehir değişir, biz değişiriz.

Biz değiştikçe onunla kurduğumuz ilişki de değişir. Ben de bir dönem İstanbul Avrupa Yakası tutkunu olup bir dönem de Anadolu Yakası’na yakınlaştım. Moda’da her zaman huzur bulurken, Beşiktaş çarşısı hep benim moralimi yükseltir. Şu da bir gerçektir: Boğaz’ın Anadolu Yakası’ndaki meyhaneleri İstanbul’da gün batımını görerek bir adım öne çıkarlar.

bazı şehirler önce
hayallerimizde yaşar.

Bir nesil biz gezmeyi, seyahat etmeyi, “şehir romantiği” olmayı Buket Uzuner‘den öğrendik. New York’a gitmeden önce de yine Buket Uzuner’in “new york seyir defteri” kitabına başvurdum. Simon & Garfunkel gibi sanatçıların şarkılarından NY hikayelerini çokça dinlemiştim. Çocukluğumdan beri izlediğim filmlerden dolayı da şehrin sokaklarına aşina gibiydim. Rögar kapaklarından çıkan dumanları görünce de bir sinemasever olarak hiç yadırgamadım.

Filmlerde gördüğümüz New York şehir rögar kapakları

İzmir ve İstanbul’a başka bir gözle bakmayı Attilâ İlhan öğretmişti bize.
Üniversite yıllarında ilk defa Paris’e gittiğimizde kafamızda hep onun mısraları vardı.

“Bonaparte sokağı’nı ben bilmem siz hiç bilmezsiniz
Bonaparte sokağı’ndan bilmeden gelir geçersiniz
Deux magots kahvesi’nden tut seine boyuna kadar tut
Gölgeni vitrinlere yık çırılçıplak çek de git…”

Attilâ İlhan – “Bonaparte Sokağı”, Yağmur Kaçağı, Paris (1955)

Paris şehir meşhur kafesi Les Deux Magots

Şiirler bizi oraya hazırlamıştı, o yüzden Paris’e ilk adım attığımızda yabancı değil, oralı gibiydik. Metroya girdiğimizde de sanki çocukluğumuzun meşhur Metro filminden bir sahne içindeymişiz gibi hissetmiştik. Dönemin başka bir filmine sahne olmuş Pont-Neuf köprüsünün altında içtiğimiz şaraplarla iyice Paris havasına girmiştik. (Les amants du Pont-Neuf)

Bir şehrin pazarından alışveriş yapınca, köşedeki büfesinden sosisli alınca, kafesinde keyif yapınca oranın havasına girebiliyorum.

ilk aşk İzmir,

Doğup büyüdüğüm İzmir benim ilk aşkım. Onun medeni, yormayan ve espirili havası hâlâ içimde ilk gençlik gibi yaşar.

Bornova’daki arnavut kaldırımlı sokaklar, bahçeli Levanten evleri ve çocukluğumun efsane Büyük Park’ı hâlâ aklımdadır. O yıllarda bu evler Bornova’ya adeta doğal bir park havası veriyordu.

O evlerden biri olan Belhomme Köşkü, 1998 yılında babaannem Seniha Kavala’nın girişimiyle Atatürk Kitaplığı’na dönüştürüldü. Kentlerin en çok sahip çıkılmaya ihtiyacı var.

ve sonra İstanbul,

Üniversite için İstanbul’a geldiğimde ilk kez ailemden ve İzmir’den ayrılmıştım. Burada herkesin kendi İstanbul’unu yaşadığını gördüm.

Ben İstanbul’u ilk günden itibaren hep sevdim…
Nejat Yavaşoğulları‘nın söylediği gibi “PTT’nin önünde Taksim’de” buluşuyor, Ahmet Ümit‘in anlattığı Beyoğlu sokaklarında kayboluyordum.

O yıllarda Müşfik KenterBir Garip Orhan Veli” oyununu oynuyordu. Üç kez izlediğim bu oyun Müşfik Kenter‘e, Orhan Veli‘ye ve İstanbul‘a olan hayranlığımı artırmıştı.

İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim;
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu;
Tarifsiz kederler içindeyim.

Orhan Veli Kanık, İstanbul Türküsü, 1945

Ben de kendi şarkılarımın, romanlarımın ve hayallerimin İstanbul’unu yaşıyordum ve yaşamayı hiçbir zaman bırakmayacaktım.

Beyoğlu benim için sadece bir semt değil, hep bir duygu hâli oldu.
Ümit Yaşar Oğuzcan’ın dizeleri de Beyoğlu’nu hissetmek için şahanedir.

“Beyoğlu…
Beyoğlu`nun daracık sokaklarında seni aradım.
İçim ürpertilerle dolu, amansız korkularla
İstanbul dedim de seni hatırladım.”

Ümit Yaşar Oğuzcanİstanbul dedim de seni hatırladım

Madame Anahit’ten Midyeci Haydar’a İmroz Yorgo’ya, Refik Arslan’a kadar Beyoğlu’nda bir dönemin son yüzlerini görebildim. Bunun için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü bir şehri yaşamak aynı zamanda onun eşsiz anlarında orada olabilmektir.

Beyoğlu'nun bir dönem sembolik ismi Madame Anahit

Her şehrin kült mekanları vardır. Viyana’da 100 yılı aşkın süredir yaşayan Café Central, Café Sacher gibi kafeler halen turistlerin odağıdır. Maalesef biz İstanbul’da Markiz ve Lebon gibi unutulmaz kafeleri koruyamadık.

Beyoğlunun efsane kafesi Markiz Pastahanesi

bir şehri yaşamak zor iştir.

İstanbul kendini sevdirir ama aynı zamanda enerji ve sabır ister. Uzun seneler boyunca yılda 1000 saat civarı trafikte zaman harcadım. Bu süreyi kitap dinleyerek “faydaya dönüştürmeye” çalıştım ama aslında bu da bir kaybı kabullenmekti.

Bahsettiğim sadece direksiyon başında geçen süre değil;
ertelenen buluşmalar, daralan özel hayatlar, yorulan zihinler demektir.

Yine de hiçbir zaman şehirden vazgeçmeyi, onunla ilişkiyi kesmeyi tercih etmedim. Çünkü “bir şehri yaşamak” pasif bir eylem değildir; talep eder, direnir, bazen de hayal kırıklığı yaratır. Ama bu hayal kırıklığı bile bir tür bağın kanıtıdır.

şehir sevgisi

Bir şehri sevmek, yalnızca onun güzel sokaklarını sevmek değildir. Onun daha iyi olabileceği inancını hiç kaybetmemektir.

Bu sevgi, talep etmeyi gerektirir. İyi parklar, temiz hava, zamanında kalkan metrolar istemekten vazgeçmemektir. Keşfetme cesaretidir, kaybolma cesaretidir, “bu şehir benim” deme cesaretidir.

Çetin Altan’ın çok sevdiğim bir yazısında dediği gibi:

“Yaşam sevgisi; enerjinin, yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur. Enerji yoksa orada sadece kurnazlık vardır. Kurnazlık da yaşam sevgisiyle yaşam zevkinin en amansız celladıdır.”

Çetin Altan, Limonata ve rafadan yumurta, Milliyet, 21 Temmuz 2012

Şehir, içimizdeki yaşam sevgisinin yansımasıdır. O sevgiyi taşıdığımız sürece sokaklar canlanır, eski kahveler yaşar, yeni parklar doğar. Yaşam sevgisi paylaşıldıkça çoğalır.

Bir şehrin gerçekten yaşanabilir olması,
çocuklarının güven içinde oynayabilmesiyle,
kadınlarının korkusuzca yürüyebilmesiyle
ve insanların birlikte yaşamayı öğrenebilmesiyle mümkündür.

Bir şehri sevmek, en sonunda kendimizi ve yarınlarımızı sevmektir.

Şimdi sıra bizde. Bugün şehrimizin hangi sokağında kaybolmak isteriz?

Hangi değerine sahip çıkmak bize iyi gelir?

“Şehir Değişir, Biz Değişiriz!” ögesine 4 yanıt

  1. Faik F. Sırt avatarı
    Faik F. Sırt

    Kalemine sağlık arkadaşım. İlk aşk İzmir’se diğerleri flörttür. Sen de tüm İzmir’den gidenler gibi dönüp dolaşıp geri gelirsin bence. İşlerin rast gitsin. Selamlar.

  2. A.Inci Diker avatarı
    A.Inci Diker

    Sevgili Sinan,ben bu sehirde dogdum,büyüdüm,okudum,çalistim,emekli oldum ve yaşliligimda da eskisi kadar aktif yasayamasam da bu guzel ama bakimsız;Tarihi ama ihanet edilmis..yine de dunyanin en güzel sehrinde yasamaktan mutluyum
    Zaten baska bir sehirde de yaşayamazdim sanirim.. Lâkin sen o kadar guzel ifade etmissin ki sehrimi ( Sadece Istanbuldan bahsediyorum..yoksa tamami şahaneydi tabii ki) Cocuklugum ve gencligimin beyoğlusunu,universite hayatimin geçtigi tarihi yarimadayı,boğazı ..kisacası tum Istanbulu bir hizli tur olarak ,canlı canli yaşattin bana..Sagol,varol..Çok cok güzel ve etkileyiciydi…Tesekkur ediyorum..

  3. HasletŞ.Kafkas avatarı

    Bir solukta okudum , kalemine sağlık Sinan’ım , güzel hareketler bunlar, senden beklendiği gibi … Hissedipte anlatamadıklarımızı okumak büyük keyif, eline , yüreğine sağlık .

  4. Selim Yürüten avatarı

    Sinan, nefis bir yazı olmuş , her cümlesi büyük keyifti benim için, tebrikler .

Bir Cevap Yazın

Ben Sinan Kavala

Hoş Geldiniz…

Sosyal Medya

Sinan Kavala sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin