Adil olmak benim için bir temenni değil; yaşam gemimin omurgası. Ama o omurgamı hizalamam gerektiğini görmem ise yıllarımı aldı.
Seksenli yıllarda çocukluğumu İzmir’de geçirdim. Uzun süre, eşitliği, üzerinde konuşulacak bir konu olarak dahi görmedim. İzmir Atatürk Lisesi ile sadece erkeklerden oluşan ortama girmiştim. Hemen ardından, Gemi Mühendisliği bölümünde yine yalnızca erkek öğrencilerle eğitim hayatıma devam ettim. Üstüne askerlik, tersane hayatı diye sürdü safi erkek ortamlarım. Bu sürecin sonunda belki “Papaz” olmadım ama yontulmam gereken yanlarımın farkına varmam biraz vakit aldı.
Adil olduğumu sanıyordum…
Zaten kendi işini, kendi görmeye alışık bir çocuktum. Üniversiteyi de ailemden uzakta okudum. Dolayısıyla temizlik, çamaşır yıkamak, yemek yapmak, konularında tecrübeliydim. Doğrusu kendimi modern, adil, makul bir adam olarak görüyordum.
Ancak evlenirken eşime “Ev işlerinde kendisine yardım edebileceğimi ama işin asıl sorumlusunun kendisi olduğunu” söylemiştim. Hatta “yuvayı dişi kuş yapar” atasözünü ekleyerek tüy dikmiş olduğumu da hatırlıyorum. Kendimce diyordum ki “Evet tüm ev işlerini yapmak senin asli görevin. Ama ne şanslısın ki “ben” düşünceli bir adamım ve sana yardım edeceğim.” Bu söylediklerimin ne kadar üstenci bir düşünce yapısına sahip olduğunu sonradan anladım.
Tarih boyunca kadınların sanata ulaşımı önünde pek çok engeller olmuştur. Dolayısıyla müzik endüstrisinde de erkek sanatçıların çoğunlukla öne çıktığını görürüz. Ben bu konuda da “arkadaş kaç tane efsane kadın baterist var ki?” gibi ahkam kesmelerden de eksik kalmadım. Çünkü yorum yapmak, okumaktan, empatiden daha kolay!
En önemli değer… Adil Olmak!
Birçok şirkette değer çalışmalarında “Sizin için en önemli değerleriniz nelerdir?” diye sorulur. Hemen her seferinde adil olmak ilk sırada çıkar. Ama ne yazık ki genelde terazi ancak aleyhimize döndüğünde adaleti sorgularız. Oysaki adil olma değeri ancak herkes için ve her yönden eşit olunca gerçekleşir.

Beni Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda tetikleyen de bu adil olma değeri olmuştur. Adil olmanın sadece kendi perspektifimden gördüğüm kadar olmadığını, düşündükçe, okudukça ve kadınlarla konuştukça anladım.
Lise yıllarımdan itibaren eve geç gelmek, seyahat etmek gibi pek çok özgürlüğe sahiptim. Üniversitede rahatça kendi evime çıktım başıma buyruk yaşadım. Akranım olan kız arkadaşlarım için ise durum elbette bu kadar rahat değildi. Ancak sahip olduklarımın aslında erkek olmamın getirdiği imtiyazlar olduğunun farkında değildim. Belki de farkında idim ama umursamıyordum.
İş hayatında adil olmak!
Türkiye’de çalışan kadın oranının ne kadar düşük olduğunu görmek için TÜİK raporları incelemeye gerek yoktu. Ama bu durum yine de bana çok acayip gelmiyordu. İşe alımlarda “şimdi bu kadın yükü kaldıramaz” gibi değerlendirmelerin yapıldığını duyuyordum. Ama buradaki adil olmayan tutum beni çok da rahatsız etmiyordu. Bir erkek olarak işte her konuda fikrimi rahatça söyleyebiliyor, iş dışında da arkadaşlarımla sosyalleşebiliyor şakalaşabiliyordum. Peki aynı rahatlığı bir kadın arkadaşım gösterdiğinde türlü yakıştırmaların yapılması ne kadar adil?
Sahada çalışmak istemek…
İş yaşamında eşitlik konusunda ilk tetiklenmem, kadın bir meslektaş adayının saha stajı başvurusu ile oldu. Bana sahada çalışmak istediğini net bir şekilde ifade etmişti. Ancak ben onu dinlemeden “Gel ofiste bana şu işlerde yardımcı olursun” diye ikna etmeye çalıştım. O sahada olmak istediğini kararlılıkla tekrar söyledi. Sorumlu arkadaşlarımı arayıp kadın bir mühendis adayını sahada staj yapmak istediğini söyledim. Sanıyorum aradığım üçüncü arkadaşımı zor ikna etmiştim. Genelde “Abi çok işimiz var bizi uğraştırma lütfen” benzeri kendi doğalında cevaplar almıştım.
Kadınların çalışmak için bile erkeklere göre ne kadar çaba sarf etmesi gerektiğini o gün anladım. Bu olay bir tokat gibi yüzüme vurdu. Benim bir adımda ulaştığıma bir kadın üç hatta dört adımda ulaşıyordu. O tarihlerde Cam Tavan diye bir tabir nedir duymamıştım. Ama sonraları kadınlar için cam tavanların her yerde olduğuna çok kez tanık oldum.
Takip eden yıllarda üniversitelerde katıldığımız kariyer günlerinde gözleri ışıldayan, “fırsat” verilirse çok güzel işler yapabilecekleri yüzlerinden okunan genç kadın mühendis adaylarının varlığını fark etmem benim dönüm noktalarımdan biri oldu. Bugün onların başarılarını görmek bana “FIRSAT EŞİTLİĞİ” kavramının önemini kanıtlıyor.
Erkek ve kadının fiziki olarak farklı olduklarını biliyoruz. Bu farklılıklar her iki tarafa da yaşamsal avantajlar ve dezavantajlar getiriyor. Bunun dışında kalan tüm kadın, erkek tanımlamaları omuzumuzda taşıdığımız bizi bizden uzaklaştıran yüklerimiz.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rolleri
Erkek olarak da TCE rollerinin üstümüze yüklediği çok fazla yük var. Hadi size bir de erkekler tarafında adil davranmadığımı sonradan anladığım örnek vereyim. Bir erkek arkadaşımız akademik kariyer yaparken eşi de çalışarak o gün şartlarında evin geçimini sağlıyordu. Gayet olası bu durumu ben “Vay be! böyle hayatlar da var” şeklinde değerlendirmiştim. Aksi durum olsa ve “erkek çalışıp kadın akademik kariyer yapıyor olsa” muhtemelen hiç yadırgamayacaktım. Ne yazık ki hepsi toplumun bize dayattığı kalıplar.
Tüm bunlar, benim senelerdir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği konusunda kendimle yüzleştiğim notlarımdan bazıları. İnanın daha size böyle pek çok anekdot yazabilirim. Ve eminim ki hala idrak edemediğim daha pek çok konum vardır.
“Fırsat Eşitliği” beraberinde her alanda gelişmeyi, barışı ve sevgiyi getiriyor.
8 Mart benim için bir kutlama değil; kendime sorgu günü.
Kendimi sorgulamadığım sürece adalet üzerine konuşmaya hakkım olmadığını biliyorum.








Bir Cevap Yazın