23 Nisan İçin Nasıl Bir Dünya Bırakıyoruz?

23 Nisan kutlu olsun!

23 Nisan denince yüzümde hep istemsiz bir gülümseme oluşur. Çünkü geleceğe dair umudu, sevgiyi, güveni ilk defa 23 Nisan günlerinde hissettiğimi anımsıyorum. Atatürk’ün “Küçük hanımlar, küçük beyler…” lafı hepimizde yer etmişti. Geleceğin ve bu bayramın bize ait olduğuna hepimiz gönülden inanıyorduk.

23 Nisan benim için sadece bir bayram değil, çocukluğuma dair güzel anlarının saklandığı bir hatıra kutusu gibidir.

Bu gün dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayramdır. Atatürk’ün bugünü çocuk bayramı ilan etmesi bize geleceğe dair olan umudunu gösteriyor.

“Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler hepiniz atinin bir gülü, yıldızı, bir nur-ı ikbalisiniz. Memleketi asıl ufuklara gark edecek sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!”

Mustafa Kemal Atatürk, 17 Ekim 1922,
(Bursa’da kendisini karşılayan çocuklara hitaben yaptığı konuşma)

Bu inanç zamanla yalnız bizim bayramımız olmaktan çıkıp, dünyanın çocuklarının ortak bayramına dönüştü.

TRT Uluslararası
23 Nisan Çocuk Şenliği

1979 yılında UNICEF “Uluslararası Çocuk Yılı” ilan ederken TRT 23 Nisan’ı uluslararası boyuta taşıdı. Bu karar, Atatürk’ün vizyonunun uluslararası alana yansımasıydı. Dünyanın çeşitli yerlerinden çocukların bir arada gülerek gösteriler yapması tüm dünyayı derinden etkiliyordu. Halit Kıvanç’ın sıcacık, umut dolu sesi de bu coşkuyu tamamlıyordu. Şenliğe katılan yabancı çocuklar o süre içinde Türk ailelerin yanında kalırlardı. Onlardan birinin de bize gelmesini hep hayal ettiğimi hatırlıyorum.

Dünyanın farklı coğrafyalarından ve farklı kültürlerinden çocuklar aynı sahnede buluşarak dünyaya “Barış mümkün!” diyorlardı.

Çocukların temsil gücüyle kültürler arası barışı güçlendiren bu şenlik, ülkemizin önemli bir kültürel diplomasi adımıdır. Bu organizasyon Atatürk’ün bir asır önce ortaya koyduğu vizyonun sonucu evrensel bir çocuk şenliğiydi.
Bu şenliğe daha çok sahip çıkabilseydik dünyada barışı temsil eden en büyük organizasyonlardan biri olabilirdi. Bildiğim kadarıyla dünyada hâlâ çocukları merkezine alan bu ölçekte kapsayıcı başka bir organizasyon yok.

23 Nisan’ın taşıdığı bu barış umudu, aslında bir gün önce kutlanan 22 Nisan’ın sorumluluğuyla tamamlanıyor.

22 Nisan Dünya Günü!

23 Nisan’ın neşesi böyleyken, bir gün önce kutlanan 22 Nisan bize başka bir sorumluluğu hatırlatıyor. 22 Nisan 1970’te ABD’de düzenlenen ilk Dünya Günü, bir ‘çevre günü’ olmanın çok ötesine geçti.
Milyonların sokağa çıkarak dünyanın çevre anlayışını değiştirdiği ender anlardan biri olarak tarihe geçti. 1990’da ise Dünya Günü küresel bir harekete dönüştü ve dünyanın pek çok ülkesinde kutlanmaya devam ediyor.

Birinin hatırlattığı sorumluluk, diğerinin taşıdığı umutla birleşiyor. Bu yüzden bu iki gün birbirini tamamlıyorlar.

Dünya Günü’nün hatırlattığı çevresel sorumluluk, bizi ister istemez Atatürk’ün yüzyıl önce kurduğu vizyona götürüyor.

Geleceğe güvenin temelleri

Atatürk’ün çocuklara duyduğu güven, aslında geleceğe duyduğu güvenin bir yansımasıydı. Bugün sürdürülebilirlik dediğimiz kavramın özünde de gelecek kuşakların yaşam hakkını korumak var. Atatürk’ün eğitim, bilim ve eşitlik merkezli yaklaşımının, bugünün sürdürülebilirlik ilkeleriyle şaşırtıcı bir uyum içinde olduğunu görüyoruz.

Bu yaklaşımın en somut örneği Köy Enstitüleri, üretim-öğrenme döngüsüyle şimdinin “sürdürülebilir eğitim modelinin” erken temsilcisidir. Anneannem ve dedem de buradan mezun, resim yapan, enstrüman çalan, tiyatro yazıp yöneten öğretmenlerdi. Annemden hep onların mücadelelerini dinleyerek büyüdüm. Köy Enstitüleri’nde öğrenciler toprağı işleyerek doğayla uyum içinde üretiyorlardı. Günümüzde benzer yaklaşımların farklı adlarla yeniden gündeme geldiğini görüyoruz. Oysa biz bu topraklarda üretimle öğrenmenin değerini çoktan keşfetmiştik. Aslında sürdürülebilirlik bu topraklara yabancı değil.

Anneannem Köy Enstitüsünde
(Anneannem, Köy Enstitüsü mezunları)

Bugün çok büyük şirketlerin, bu kavramı çevreye verdikleri zararları örtbas etmek için kullandıklarına rastlıyoruz. Sürdürülebilirlik özünde gelecek kuşakların hakkını bugünden gözetmek demek. Atatürk’ün sürdürülebilirlik vizyonu sadece sözlerde değil, uygulamalarda da kendini gösteriyor.

Sizce de biz bu topraklarda sürdürülebilir yaşamı çok daha önce keşfetmemiş miyiz?

“Ormansız ve ağaçsız toprak vatan değildir.”

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk “Tarıma elverişsiz” olarak nitelendirilen arazi için “Burası vatan toprağıdır ve kaderine terk edilemez.” demiş. Burada kurulan çiftlikte (Atatürk Orman Çiftliği) bitkisel ve hayvansal üretim yaptırmış, ürünlerin pazarlarda satılmasını sağlamıştır. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin bir kavramın ötesinde bir yaşam kültürü olduğunu gösteriyor.

Ama sürdürülebilir bir gelecek doğayı korumanın yanı sıra, çocukların kendilerini güvende hissettiği bir toplum yaratmakla mümkün.

Sürdürülebilirlik sadece çevre meselesi değildir!

Günümüzde çocuklar yalnızca gezegenin geleceği için değil, kendi güvenlikleri için de kaygı duyuyorlar. Okulların, sokakların, oyun alanlarının bile tehdit altında olduğu dünyada çocukların geleceğe barış getirmelerini bekliyoruz. Bu ne kadar adil? Onların kaygılarını azaltmak, kendilerini güvende hissedecekleri toplumsal iklim yaratmak, en az çevreyi korumak kadar hayati.

Bu gerçekleri bize en sert biçimde hatırlatan ne oldu?


Pandemi ne anlattı bize?

Sürdürülebilirlik pandemiyle birlikte soyuttan somuta döndü, herkes anladı ki bu dünya böyle gitmeyecek. Pandemi bir anlamda hepimiz için bir kırılma noktası oldu. Bir felaket bize daha az tüketilen, daha yaşanılır bir dünyanın mümkün olduğunu sert şekilde gösterdi.

Aynı dönemde çocuklar için ekran bağımlılığı ve hareket eksikliği arttı. En ihtiyaçları olan dönemlerinde sosyalleşemediler.

Peki sonra ne oldu? Pandemiden olumsuz etkilenen çocuklarımıza tekrar çılgınca tüketip tahrip ettiğimiz dünyayı reva görmeye başladık.

Güven duygusu ve gelecek hakkı.

Bütün bu tablo bana iki basit gerçeği hatırlatıyor:

Dünya nefes aldıkça çocuklar büyür. Çocuklar güldükçe de dünya iyileşir.

Çeyrek asırdan fazladır iklim aktivistlerinin çığlıklarına kulak asılmadı. Bu süre içinde kaybedilen ormanlar, kuruyan topraklar, kirlenen denizler… Hepsini geleceğimiz dediğimiz çocuklarımızdan çaldık. Onlara kardeşçe oyun oynayabilecekleri bir kültür iklimi bırakmadık. Şimdi de nesillerini sürdürebilecekleri bir gezegeni çok görüyoruz.

İnsanlık kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna ekosistemleri geri dönülemez biçimde tahrip ediyor. Aynı insanlık, çocukların hayatlarını riske edip yaşamalarına izin vermiyor. Ama onları kameralarla ve sensörlerle koruyabileceğini sanıyor.

Çocukların sokaklarda ölmediği, özgürce oyun oynadığı, şarkılar söylediği bir dünya istiyoruz. Ormanlarıyla nefes alan, denizleriyle bizi buluşturan, tüm canlılarıyla bir bütün olan bir dünya.

Çocukların yaşam hakkı hâlâ dünyanın en temel meselesi…

“Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.”

Nâzım Hikmet, (Kız Çocuğu, 1956)


Bugün çocuklarımızın gülüşünü korumak, yarının dünyasının nefesini korumaktır.

22 Nisan bize dünyayı korumayı hatırlatıyor.
23 Nisan ise kimin için koruduğumuzu.

2 responses to “23 Nisan İçin Nasıl Bir Dünya Bırakıyoruz?”

  1. Haslet avatarı
    Haslet

    Kalemine , eline sağlık , yüreğimizi koydun ortaya.

    1. sinan.kavala avatarı

      🙏 Sağol Haslet!

Bir Cevap Yazın

Ben Sinan Kavala

Hoş Geldiniz…

Sosyal Medya

Sinan Kavala sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin