Radyo günlüğü…

“I’d sit alone and watch your light
My only friend through teenage nights
And everything I had to know
I heard it on my radio…

All we hear is radio ga ga
Radio goo goo”

Queen 1984

Radyo Günlüğü

Çocukluğumun geçtiği 80’li yıllarla başlar radyo ile olan dostluğum. Her ne kadar televizyon çağına doğmuş olsam da tercihim hep radyodan yana oldu. Radyoda duyduğum ilk tını, ilk ses tonu ne olabilir diye düşündüğümde; saat başları verilen haberlerden önce “dıt-dıt-dıt saat 13:00” benzeri bir anons ve ne yazıktır ki Kenan Evren’in sesi geliyor aklıma. Sonrasında annemin mutfakta bulaşık yıkarken dinlediği “Arkası Yarın” piyesleri… Annemle beraber nasıl heyecanla dinlerdik, anlatamam. Bu alışkanlık “Çocuk Saati” gibi programlarla devam etti. Gerçekten o kadar çok şey öğrendiğim ki o programlardan. Daha sonra TV programlarından, sinema ve tiyatrodan görmeye aşina olduğum pek çok tiyatro, seslendirme sanatçılarını ilk defa radyoda tanımıştım.

Babamla olan radyo anılarım ise TRT2 ile zihnime yazılmış. Lise yıllarımda babam hep erken kalkar kahvaltıyı hazırlardı. Aslında onun kalktığını akşamdan kalan çayı çöpe boşaltmak için, çaydanlığın altına vurmasından çıkan “pat, pat” sesiyle anlar, ama o beni kaldırana dek bu keyfi sonuna kadar yaşardım. Tam benim mutfağa girdiğim sırada TRT2 de “Denizlerde Hava Durumu” başlar, hemen arkasından “Şimdi Türküler ve Oyun Havaları” diye bir anons girerdi.” Gaydırı Gubbak Cemilem” (1) isimli türküyü de ilk defa o kahvaltılarda duymuştum. J

Keza Pazar öğleden sonraları radyodan maç dinlemek diye bir şey vardı. Spikerler o kadar heyecanla anlatırlardı ki hepimiz sanki maçtaymışız gibi o pozisyonun penaltı olup olmadığına yorum yapabilirdik. “Mikrofonlarımız şimdi İnönü stadında” ya da “Sayın Dinleyiciler “İzmir’den Gol Haberi Geldi,” gibi spikerlerin klişe sözlerini taklit edip birbirimize komiklik yapardık.

Türkiye’de radyodan bahsedip de Halit Kıvanç’ı anmamak mümkün değil. Yıllar sonra 2000’li yıllarda NTV’de yaptığı “Mikrofonda Halit Kıvanç” adlı kısa programda dahi onu duymak bana hep mutluluk verirdi. Fıkra anlatırken, yarışma ya da maç sunarken sesinde hep bir akıl, nezaket ve kendine has bir mizah anlayışı vardı.

Radyo TRT3FM!

Ve TRT3 FM diyerek burada bir es vermek isterim. Türkiye’de bir dönemin müzik zevkinin ve kültürünün gelişmesinde çok önemli bir yeri olan TRT3 FM benim için de çok özeldir. Klasik Müziği, Efsanevi Rock Gruplarını, konserleri, o günlerde anlamak da güçlük çeksem de Caz kültürünü hep TRT3 FM’den öğrendik.

Bob James’in Farandole” (2.1) yorumunun melodisiyle başlayıp, “Spikeriniz ben Şebnem Savaşçı, Program yapımcınız ben Yavuz Aydar” (2.2) açılışı ile 34 Sene yayın yapan “Stüdyo FM” programını hangimiz unutabilir. Ya da “Children of Sanchez” (3) jeneriğini” “Hazırlayan ve Sunan Sebla Özveren” mottosunu. Ben kendimi bu programları dinleyerek müzik dinlemenin hazzını keşfedebildiğim için çok şanslı hissediyorum.

Birçok albümü ilk kez TRT3 FM den dinleyen her an kayda hazır masum korsanlardık hepimiz. Tam şarkı başlar 5-10 saniye sonra sunucunun açıklaması girer “Hay Allah, çekim gitti” derdiniz, ama hâlbuki bu yapılan, telif hakkının vs. olmadığı dönemlerde dahi emeğe kıymet veren iş ahlakı yüksek sunucuların yaptığı bir oto sansürdür. Evet Bon Jovi’nin “New Jersey” albümünü (4) herkesten önce ilk defa buradan dinleyip arkadaşlarıma hava atmış olduğum doğrudur. J “ I’ll be there for you”, “Bad Medicine”… Bu arada New Jersey ne güzel albümdür.

Hangi sıklıkla olduğunu şu an hatırlayamıyorum ama gün içinde saat başlarında yayınlanan haberlerin bazılarından sonra İngilizce, Fransızca ve Almanca haberler verilirdi. O zaman sebebini anlayamamış olsam da şimdi düşündüğümde bunun bile Türkiye de yaşayan yabancılar açısından ne kadar incelikli bir davranış olduğunu farkına varıyorum.

Gene TV’de tutkunu olduğumuz “Muhteşem İkili (Perfect Strangers) (5) vb. diziler henüz TV’de sadece dublajlı oynatılırken, eğer İngilizce orijinalini dinlemek isterseniz TRT3 FM’de TV ile aynı senkronda bölümün İngilizcesi yayınlanırdı. “Komik olma kuzen / Don’t be ridiculous cousin Larry “ repliğini hatırlayanlar çıkacaktır. İngilizcemiz gelişecek diyerek TV’nin sesini kısıp radyoyu TV yakınına getirip parazitli de olsa açar dinlerdik. Şimdi ki gibi “durdurayım da bir tuvalete gideyim, kahvemi alayım, dur şurasını anlamadım bir daha dinleyeyim” gibi bir lüks yok tabi.

1992, Özel Radyoların Hayatımıza girmesi…

Özel radyoların doğuşu tam benim üniversite hayatımın başlangıcına denk geliyor. Yıl 1992 Kent FM (6)Genç Radyo, Hür FM, Power FM, Süper FM, İstanbul FM bir anda dünyamıza o kadar çok ses girdi ki; “Neden o zamana kadar yoklardı? ve “Nasıl bir anda çıktılar?” bilemiyorduk ama olmaları bizi çok mutlu etmişti. Bir grup emektar, yılmaz radyocunun korsan yayınla başladıkları serüven bir anda tüm Türkiye’yi sarmıştı. Evet, ne yapılacağını, nasıl yapılacağını radyocular da dinleyicilerde deneyimleyerek öğreniyorlardı. Bu işin bir denetleyicisi, kurumu hatta kanunu da yoktu ve konu dejenerasyona çok müsaitti. Ama öte yandan farklı sesler duymaya, gülmeye o kadar çok ihtiyacımız vardı ki bu özel radyo işi Türk Halkına çok iyi gelmişti.

Sokakta sürekli bir radyoların kapanacağı söylentisi süre gelirken ne yazık ki sonunda beklenen oldu. Özel Radyolar Kapatıldı. Radyo İstasyonlarının hepsine kapatma yazıları gönderildi. Bir anda bir suskunluk oldu. Kimi radyolar son ana değin, yani görevliler tarafından radyo istasyonu basılıp kapatılana kadar yayın yapmak için direnmişti. Hangi radyoydu anımsayamıyorum ama “evet geldiler birazdan yayınımız kapanacak” benzeri bir takım sözler sonrası yayının kesildiğini hatırlıyorum. 1993 Nisanında özel radyolar kapandıktan sonra radyo dinleyicileri tarafından ciddi bir tepki oluştu. Arabaların antenlerine takılan siyah kurdeleler ve köprüde yanıp sönen dörtlüler bu protestonun simgesi olmuştu. Elinden oyuncağı alınan çocuklar gibiydik hepimiz.

Bir yandan ülkede Turgut Özal’ın ölümü, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olması, Tansu Çiller’in Başbakan olması gibi tarihi gelişmeler meydana gelirken, öte yandan radyo severler radyolarını geri istiyorlardı. Halkın desteği ve radyocuların inanılmaz mücadeleleri sonucu 3-5 ay kadar süren protestolardan sonra özel radyolar tekrar yayına girdi.

O muğlak dönemde TRT FM’de devrimsel yenilikler olmuş, bir anda hiç alışık olmadığımız kadar renkli, canlı, programlar yapan bir TRT radyosu ortaya çıkmıştı. Sırf bu bile Özel Radyo hareketinin ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor diye düşünüyorum.

Her bir istasyonun kendine has jenerikleri özel sesleri oluşmaya başlamıştı. O jeneriklerin birçoğu halen kulaklarımızda yankılanır. Zamanla herkesin sabahları ya da akşamları tiryakisi olduğu; Bay J, Geveze, Nihat Sırdar,  Nihat ve Sivrisinek, Cem Arslan, Beyazıt Öztürk, Cenk ve Erdem, Kaybedenler Kulübü, Levent Ünsal, Kadir Çöpdemir gibi favori radyo programları ve sunucuları vardı. Her kesime, kültüre ve zevke uygun ritüeller oluşmuştu. Bu günün sosyal medyası o günün radyosu idi.

İlk olarak Genç Radyo’da Ayça Şen’in Rock şarkılar çaldığını hatırlıyorum. Yanılmıyorsam İngiltere’den yayın yapan Radyotek vardı. Hatırladığım TV’de reklamı olan tek radyo kanalı Radyotek ve o reklamda da radyonun sunucusu Meltem Cumbul vardı.

Kent FM101 demek bizim için ROCK ve daha pek çok şey ifade ediyordu…

Onunla yatıp, onunla kalkıyorduk…

Levent Ünsal’ın insana moral, umut veren sesini hangimiz unutabilir…

Kaybedenler Kulübü gibi hiçbir ticari kaygısı olmadan daha sonra filmi (7) yapılacak kadar ekol olan radyo programlarının çıktığı bir dönemden bahsediyorum. Anormal derece de saçma ve doğal olmasıyla hepimizi radyoya bağlayan Cenk ve Erdem’in “Nöbetçi Büfe” programında Depeche Mode’un “Master and Servant” (8) şarkısından yaptığı jeneriği hatırlayan radyo severler vardır diye tahmin ediyorum. (sabah erken / güneş tam doğarken / hayatta kalkmam /manyak mıyım ben…) Gene Cenk ve Erdem’den unutamadığım abuk bir program bitişi “ 82 metre uzunluğunda bir mözro, program bitmek üzro” şeklinde idi.

Serde Rocker’lık olsa da tüm radyo kanallarını tarıyor, iyileri seçmeye çalışıyordum. Cem Hakko’nun Power FM’inin Taksim Vakkorama’nın tam ortasında yer alan stüdyosu gerçekten “Alice’in Harikalar Diyarı” gibi gelirdi bize. Hala Power FM deyince benim kulağıma ilk “Canım Türkiye’m” diyen Cem Ceminay gelir.

Best FM’de Fatih Altaylı’nın Bab-ı Ali Yokuşu, Nihat Sırdar’ın Nihat’la Curcuna’sı ( Nihat’la Muhabbet) . Uçaktan canlı olarak İstanbul’da yol durumunu öğrendiğimiz Romina’nın TeyarresiNihat Sırdar (9) bu işin ilklerinden de olsa ben onun sohbetlerinin tadını çok sonra 2000’li yılların başında aldım ve senelerce her sabah ve akşam hiç sıkılmadan dinledim ve halen dinlemeye devam ediyorum. Her şeye rağmen, hastalansa da, yorulsa da hiç sektirmeden o mikrofonun başına geçip aynı motivasyonla yıllardır dinleyiciye moral vermenin, yoldaş olabilmenin, her babayiğidin harcı olmadığını düşünüyorum. “Nihat’la Sivrisinek“ programı da halen devam eden bir efsanedir.

Güçlü Mete’nin “Sarı Tramvay”, “Kripto Odası” gibi kendi türlerini yarattığı halen devam eden efsane programlarını da unutmayalım.

1993-1994 yılları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin BRT adında bir radyosu vardı. Sanırım Beşiktaş’tan bir yerden yayın yapıyorlardı. Beşiktaş, Serencebey’de kaldığımız öğrenci evimizin heyecanla beklediği program “Yeşil Kablo” idi. Program, Rock & Metal şarkılardan oluşmakta ve bir bölümde yarışma yapılmaktaydı. Yarışma şöyle ki; bir şarkı radyoda çalmaya başlıyor, telefonla ilk arayıp şarkının adını ve hangi grup tarafından söylendiğini bilirsen, sıradaki şarkıyı seçme hakkına sahip oluyordun. Biz de dört şapşik üniversiteli olduğumuz için ilk şarkıyı bildikten sonra devamında çalacak olan 5-10 şarkıyı da ev halkının istediği şarkıları çaldıracak şekilde aramızda döndürüyorduk. Programı yapan arkadaşlardan bu vesile ile özür dilemek isterim. JJ

Bir de aynı dönemde İzmir’de Rock yayını yapan Radyo Aktif kalmış aklımda.

Kiss FM’in jeneriğinin çok uzun bildiğin bir şarkı olduğunu hatırlıyorum (Rhytm of the City, Rythm of İstanbul). Akşam eve dönüş saatlerinde Kiss FM’de Okan Bayülgen programı vardı diye hatırlıyorum.

20”, “19”, “2019” gibi İstanbul’da dönemin meşhur marjinal gece kulüplerinden ismini aldığını düşündüğüm Radyo 2019 isminde bir kanal vardı ve sanırım Kaya Çilingiroğlu bu kanalı satın almıştı ve kulaktan kulağa “Hülya Avşar’a hediye etti” diye bir geyik dolaşıyordu. “İnsan sevgilisine radyodan şarkı filan armağan eder, radyo istasyonu armağan etmek de ne oluyor? “ şeklinde bir muhabbet kalmış aklımda…

2000‘lerde işler amatörlükten çıkıp artık kurumsallaşmaya başlamıştı. NTV Radyo hepimizin ufkunu açmış, çok kaliteli yayınlar yapmaya başlamıştı. Sinemadan tiyatroya, şehir hayatına, yabancı radyolardan yayınlara, bambaşka bir pencere açmıştı hayatımıza.  Ekonomist-gazeteci Güngör Uras’ın “Ayşe Teyze’si”, Sevin Okyay’ın “Cinayet Masası”, “İşe Giderken” ve “Eve Dönerken”, Caz Programları, Spor Programları…

Amatör olarak müptelası olduğumuz radyocuların kimileri aynı programlar ile farklı kanallarda profesyonel yayın hayatına devam ederken, kimileri bambaşka formatlar deniyordu. Ayça Şen eğlenceli (hatta şakalı) programlarla yayın hayatına devam ederken ona eşlik eden gazeteci, Sebati Karakurt’un (10) canlandırdığı “Sebastian Carlos” tiplemesi gerçekten duymaya alışık olmadığımız kadar sert ve gerçek bir mizahtı diye not düşebilirim.

Radyo Eksen’i halen başarıyla devam etmekte olan en uzun soluklu Rock Radyosu diye tanımlarsak yanlış olmaz. Bir zamanlar, cumartesi sabahları işe erkenden giderken dinlediğim program olmaksızın yayınladıkları çalma listeleri bile benim için çok kıymetli idi. İlk yayına başladığı zamanlardan itibaren hala zevke dinlediğim Gülşah Güray (11) ise, programlarının kalitesini tecrübesiyle beraber her gün daha yukarı taşımaya devam ediyor. Gülşah Güray’ın rocker müzik yazarı, gazeteci, radyocu, Kanat Atkaya ile beraber yaptıkları “Jack Talks “(12) müzik kültürü açısından bulunmaz entelektüel bir hazine ve hafıza kaynağı.

Rock FM zamanında Mesut Süre ile başlayan bir başka radyo mizahı doğduğunu düşünürüm… Çok keyifle dinlerdim. Mesut Süre bu gün de mizahın kalitesini artırarak muhtelif platformlarda üretmeye devam ediyor.

AÇIK RADYO

Ve benim olmazsa olmazım Açık Radyo. (13) Kuruluşu 1995 olan ve ilk 10 senesini kısmen dinlediğim fakat 2005-2006 yıllarından beri sıkı fanı ve destekçisi olduğum, “Kâinatın tüm seslerine ve titreşimlerine açık Canım AÇIK RADYO’m. “Ömer Madra’nın (14) Merhaba Herkes” selamlaması ile güne başlayanlar burada mı? Yola daha erken çıktığım son yıllarda sabah 06:00 da başlayan Amy Goodman’ın “Democracy Now” (15) ile açılış yapıp Didem Gençtürk’ün “Sabahlık” programı ile devam ediyorum. Seyircisinin sahip çıktığı, tüm programcıların gönüllülük esasıyla çalıştığı AÇIK RADYO da bu güne kadar program yapanların sayısı belki 2.000’i aşmıştır. 2006 Yılında Kadıköy’de katıldığım iklim krizi protestoları sırasında Ömer Madra’nın yanına gidip “İyi ki varsınız sizden çok şey öğrendik” dediğimi hatırlıyorum. Ömer Madra ve Açık Radyo’nun gerçekten benim hayatımda çok özel bir yeri var.

İnternetin bu gün sağladığı sihirli iletişimi yıllarca bize radyo sağladı. Radyo sayesinde dünyanın öteki ucunda gerçekleşen bir maçtan, konserden, savaştan, saniyelerle haberdar olabildik. Dinleme alışkanlığımızı geliştirirken, bizi hep daha fazlasını hayal etmeye zorladı. Türlü dönemlerde, Plak, Kaset, CD, MP3, Spotify gibi aracılarla daha fazla müziğe ve yayına ulaşabilsek de radyonun dostluğu, içtenliği, bilgeliği hiç değişmedi…

Stream Yayıncılığı, SPOTIFY

2015 Yılında Spotify’i ilk keşfettiğimde, inanamamıştım. Sınırsız bir kaynak elimin altındaydı ve ilgiyle dinlediğim birçok sanatçının, grubun o güne kadar hiç duymadığım kayıtları, konserleri, gene adını hiç bilmediğim sonsuz müzik türü ve müzikal ürün… Gerçekten benim için bu bir mucize idi. Sokakta gördüğüm herkese bunu anlatıyordum. Hatta o günlerde bir arkadaşım “Pazarlamasını yapmakla sorumlu olduğun firmayı bu kadar candan anlatmazsın, hissesini mi aldın Spotify’in” diye takılmıştı bana. Benzer bir hayranlığı 2004 senesinde ilk MP3 Player aldığımda yaşamıştım. O zamanda “Düşünebiliyor musunuz? Bob Dylan’ın 40 yıllık külliyatını elimde tutuyorum” diyordum. Ama bu ondan da başkaydı, dünyanın her yerinden bir sanatçı buraya çalışmasını yükleyebiliyor ve saniyeler içinde bize ulaşıyordu. O sıra henüz bu kadar çok sanatçı Spotify ile anlaşmamıştı. Her gün yeni kimler katılmış diye kontrol ediyordum.

Aynı dönemlerde önce “Seslenen Kitap” sonrasında Storytell’i keşfetmiş, oradan da okumak istediğim ama vakit bulamadığım romanları araç kullanırken, uçak yolculuklarında dinlemeye başladım. Kimi zaman yazarın kendi sesinden, kimi zaman sesine yıllarca hayran olduğumuz kıymetli sanatçıların sesinden kitap dinlemek ise başka bir ufuk açmıştı hepimize…

PODCASTS

Podcast kelimesini gene ilk defa Açık Radyo ile tanımıştım. Kaçırdığım programları podcast linklerinden dinliyordum. İyi bir Spotify dinleyicisiydim, şimdi devam ettiğim gibi verdiğim her kuruşun karşılığını fersah fersah alacak kadar çok dinliyordum. Ancak podcast’ler henüz Spotify da çok fazla yer almıyordu. Varsa da çok sınırlı yayınlar vardı, Türkçe programlar hemen hemen hiç yoktu. 2016 senesinde nasıl değişik podcast’ler dinleyebilirim diye araştırmaya başladım. Stitcher ve benzeri uygulamalarda iyi programlar buldum. 2019 yılında Nilay Örnek Spotify’da Storytell ile Nasıl Olunur (16) programına başladığında ben o sıra Mirgün Cabas ve Can Kozluoğlunun “İlk Sayfası” (17) Podcast’inin fanı idim. Herhalde 20. Programdan itibaren Nasıl Olunur’u keşfetmiş ve 200. Bölümü geçtiği bu güne kadar da tüm programları severek dinlemeye devam ediyorum. Hemen hepsini severek dinledim ama en çok etkilendiğim bölüm Dil Bilimci Gülşat Aygen (18) ile olan program olabilir. Özellikle pandemi döneminde inanılmaz yoldaşım olan “Nasıl Olunur” programından çok şey öğrendim. Oradan öğrendiğim birçok konuyu ya da konuğu araştırırken daha da çok öğrendim.

Sonra o kadar çok podcast yayını çıkmaya başladı ki, bu alanda da bir sınırsız kaynak sahibi olduk. TED Konuşmaları, Şiirler, Denemeler, İş Dünyası ya da Sanat dünyası hakkında programlar….

Nasıl Olunur’ da kuşak araştırmaları yapan Evrim Kuran’ı dinlemiş, ardından onun kitaplarını alıp okumaya başlamıştım. Bu sayede içinde bulunduğum iş yaşamında da çokça kafa yorduğum kuşaklar arası iletişim konusunda bilgilenme fırsatı buldum. Buradan hızımı alamayıp Evrim Kuran’ın Podcast’lerini dinlemeye başladım. Evrim Kuran’ın yayınladığı kimi uzun kimi kısa pek çok güzel anlatım bulduğum sıralarda kendisi “ Evrim Kuran ile 3+3” (19) isimli yeni bir podcast serisine başladı.

Evrim Kuran sanıyorum Mayıs 2022 sularında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Aktivisti, yazar, Murat Yeşildere’yi konuk etti. Bu sefer Murat Yeşildere de “ne güzel şeylerden bahsediyor, kimmiş bakayım” derken, onun “Eyvah CEO Doğuruyor” (20) programını keşfettim. Programın ana teması Toplumsal Cinsiyet Eşitliği fakat katılan konukların oldukça donanımlı ve güçlü kadınlar olmaları ve Murat Yeşildere’nin programa çok iyi hazırlanması sayesinde TCE dışında da pek çok konu hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Bu seri ile daha önce hiç bilmediğim birçok değerli araştırmacı, yazar, sanatçı, yönetici tanıdım ve onların içinde bulundukları pek çok başarılı çalışmadan haberdar oldum. Hatta üyesi olmaktan gurur duyduğum Yanındayız Derneği’ni de ilk defa bu programdan öğrenmiştim.

Daha o kadar çok güzel program dinledim ve dinliyorum ki…  Yukarıda bahsettiklerimin dışında Burçin Acer’in “MenEmeN”, (21)Mehmet Gürs’ün “İyi Yemek” (22), Koray Bilici’nin “Türkiye’nin Liderleri Koray Bilici’ye Anlatıyor” (23), Mesut Süre’in “ Meksika Açmazı” (24) ve benzeri pek çok program listemde yer alıyor. “Emre Başkan ile Çizginin Üstü” (25)serisi gibi bazı programları da Youtube’dan indirip yolda dinliyorum.

Eğer; siz de benim gibi “The Beatles” hayranı iseniz ve efsanevi “The Beatles” şarkılarının ardında ne yaşanmışlıklar ne hikâyeler yattığını merak ediyorsanız. Jason Kruppa’nın “Producing The Beatles” (26) serisine bakın derim.

Bu gün gerek direkt radyo üzerinden gerekse dijital platformlar aracılığı ile pek çok programdan entelektüel olarak beslenmeye devam ediyorum. Radyo o ya da bu formatta bir şekilde hayatımıza renk ve değer katmaya devam edecek gibi görünüyor…

Etrafınızda her zaman size iyi gelen yoldaş seslerin olması dileğiyle…

Aç bakalım şu radyoyu, belki sevdiğin bir şey çalıyordur”.

Oğuz Atay

Referanslar

  1. Gaydırı Gubbak Cemile, Özay Gönlüm,
  • Farandole, 1975, Bob James, (19-34 Sn. arası)

2.1          https://open.spotify.com/intl-tr/track/5da7DPDeL8yyIPTSfIn7na?si=9c68ee7c1d4a4ed2

2.2          https://www.youtube.com/watch?v=GxfmszDcxsA

  • Children of Sanchez, 1978 , Chuck Mangione, (03.50-04.25 Sn. arası)
  • New Jersey, 1988, Bon Jovi (Albüm)
  • Muhteşem İkili (Perfect Strangers) TV Dizisi, (1986-1993)
  • Kent FM 101
  • Kaybedenler Kulübü, 2011
  • Master and Servant, Depeche Mode
  • Nihat Sırdar
  1. Sebati Karakurt
  1. Gülşah Güray
  1. Jack Talks
  1. Açık Radyo 95.0
  1. Ömer Madra, Nasıl Olunur, Nilay Örnek, Ocak 2021
  1. Democracy Now, Amy Goodman,
  1. Nasıl Olunur, Nilay Örnek
  1. İlk Sayfası, Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu
  1. Gülşat Aygen, Nasıl Olunur, Nilay Örnek, Aralık 2021
  1. Evrim Kuran ile 3+3
  • Eyvah CEO Doğuruyor, Murat Yeşildere
  • MenEmeN, Burçin Acer
  • İyi Yemek, Mehmet Gürs
  • Türkiye’nin Liderleri Koray Bilici’ye Anlatıyor, Koray Bilici
  • Meksika Açmazı, Mesut Süre’in
  • Emre Başkan ile Çizginin Üstü, Emre Başkan
  • Producing The Beatles, Jason Kruppa

“Radyo günlüğü…” için bir yanıt

  1. […] bunun yanında artık sesli kitaplar da hayatımın büyük bir parçası.Kitap okumak ve radyo dinlemek favorilerim olsalar da bugün podcastler, sesli kitaplar çok kıymetli. Eskiden trafikte […]

Bir Cevap Yazın

Ben Sinan Kavala

Hoş Geldiniz…

Sosyal Medya

Sinan Kavala sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin